Sergi

Otobiyografik Karalamalar I

SANATÇI

Esat Tekand

SERGİ TANITIMI

“Samimiyetle, bu boyayı buraya sürmekten başka bir şey düşünmüyorum.“ Esat Tekand Otobiyografik Karalamalar, Esat Tekand’ın kendi serüveninde, aldığı yol boyunca kaybolmadan süren imzasını, kendisi dışında her şeyden arınarak keyifle resmedilen dünyasını ve sanatçı benliğini dışavuran çatışmaların yansımasını taşıyor. Renklerin kimi zaman seyrek ve temkinli, kimi yerde coşkulu ve kaotik çarpışmalarını, karşılaşmalarını izlediğimiz bu karalamalar, bellek, düşünce sistemi ve görme biçimleri gibi bilinçli ve bilinçdışı işgaliyelerin tanınmayacak kadar katışıp ressamın eli olduğu bir halin eseri. Tekand, biçimsel kaygıları, sanatın kaidelerini ve kullandığı dili sorgulamayı bir kenara bırakarak kendini, kendi eline teslim ettiği an, özgürleşiyor. Herhangi bir akımdan, kavramdan, çerçeveden bağımsız olarak çocuksu reflekslerle, boyama, karalama güdüsüyle resmetmeye başlıyor. Attığı adımlarla bir bellek oluşturan, kendisinin ve akrabalık kurduğu başka sanatçıların geçtiği yollardaki kesişmeleri görebilen, Necatigil’in deyişiyle ‘aynı taşlarla yeni barınaklar kuran’ Tekand’ın Otobiyografik Karalamalar’ı, yaratıcısının yapma biçimi üzerinden ruhunu bütün çiziyor. Sanatçının, her şeyi bir kenara iterek resimle yüzleşmek üzere karşısına geçtiği tuvale, bilinçte, bilinçaltında biriken tüm esinler, deneyimler, algılarla kazanılan fırça darbelerini aktarıyor. Renkleri, tonları, biçimleri bağımsızlığından çıkarıp kendine tabi kılıyor. 80’lerden bu yana sık sık başka serilerde izlerine rastladığımız bu imza, şimdi özgürleşerek ve kendi biçimine kavuşarak, arızalarıyla ortaya çıkıyor. Bu ortak hat, Otobiyografik Karalamalar’da sentezlenirken orjinalini unutturacak kadar değişiyor. Resmin inşa sürecinde zemin oluşturan, üstünü karalayan, kazıyıp altındaki katmanı çıkaran sanatçı, geçtiği yolları ve kendine ulaştıran bağlantıları keşfediyor; içselleşerek bir davranış biçimine dönüştürdüğü kendi dilini konuşuyor. Boş bir tuval kadar kabus şey var mı? diyordu bir yerde Esat Tekand. Sanatçının üretimin başlangıç noktasına, zihnindeki sınırlamalarla geçişi, bu kez söz konusu değil. Evrende var olan temel değerin içinde, onunla oynayarak kendine bir yol arayan, yön çizen sanatçı, benlik trajedisini dışa vuruyor. Bütün arayışların ötesinde, kendi özgürlüğüne özlem duyan sanatçı, benliğiyle yaşadığı trajedinin yerini, hesapsız, kendinden emin bir yapma eylemine bırakıyor. Yaratma sorumluluğu ile kişiselliğinin birleştiği yerde, desenlerin ve renklerin üst üste binmesiyle kaotik, karmaşık bir anlatım kazanan, yer yer katmanların artarak çamurlaştığı resimler yapıyor. Sanatçının kendi benliğini sorgulaması, sarsması ve büyük laflar söylemek yerine bildiği dilden, resmin dilinden konuşmayı tercih etmesi, aynı zamanda bir reddiye. Kavramsallıklardan, sanatsal çözümlemelerden sıyrılarak kendi bağımsız görme biçimiyle davranıyor. Buradaki serbestlik, sanatçı egosunu daha çok ortaya çıkarıyor; bu yüzden belki işi güçleştiriyor da. Bütün takıntıları, çıkmazları, tamamlanmamışlığıyla kendini ve yok edicilerini açık eden bir yere varıyor. Gelinen nokta, birden, aniden çakan bir ışık değil. Değişmeyen bir öz var. Bu yollardan hep geçilmiş. Sanatçıyı meşgul eden sorumluluk, kendi özü, problemli hali, onu zaman zaman aynı yere taşımış. Sanatçının kimliğindeki tamamlanamama hali, arayışlar, hep bir sonraki adımı düşünme, yeni formlar arama, nereye gideceğini merak etmenin yaşattığı içsel kaos, o arızayı benimsemeye ve göstermeye götürüyor. Benliğinin dışında, zıddında bir açılmanın, er ya da geç kendi limanına geri döndürdüğüne inanan Tekand, en iyi bildiği, emin olduğu, güçlü hissettiği şeyi yapıyor: resim. Boya katmanlarının arasında beliren sayılar, bölmeler, resmin tesadüfi görünen serbestisinin altında bir disiplinin, hesaplamanın olduğuna işaret ediyor. Başta, insanın kendi ruh hallerinden, durumlarından kurtulmak için, bir çıkış yolu bulmak için yaptığı planlar gibi düşülen numaralar, dairesel hareketlerle kesişmeleri imliyor. Gündelik telaşımızın bir parçası olan bu hayaller, eyleme dökülen ya da dökülmeyen planlar, tuvalin üzerindeki hayatta da dağınık ve hayali bir yer ediniyor. Tekand, yapılan işe fazladan bir müdahaleyle, esinle karalanmış görünen resmin oyunculuğunu bozuyor. Bu formülleri dökmek ve bir takım matematiğe tabi tutmak bir neticeye götürmese de bu işin kendi matematiği olduğuna işaret ediyor. Yeraltından Notlar’dan hatırladığımız dokular, makaralar, ipler de bir mekanizma, hareket ettirme, bir durumdan başka bir duruma geçme hayalini, işleyen ve tutmayan planları imliyordu. Tıpkı mükemmel olma telaşındaki insan gibi, bu resimler de tekil, biricik, eksik ve arızalı olduğunu söylüyor. Mükemmeli yakalama kaygısı ve bunun mümkün olamayacağını içselleştirmenin yarattığı paradokstan kendi kendisine bir el uzatan sanatçı, renklerle cesaret kazanıyor ve haz veren bir ufuk açıyor. Çağdaş sanatın tanım, ölçü ve sınır tanımayan bir algıyla domine olduğu, sanatçının nesneleştiği, eserin kendisini dışlayacak kadar yorumunun öne çıktığı bir noktada, Tekand’ın cevabı, insan algısının temel ölçü birimleriyle değerlendirilebilecek, ilkel içgüdünün sanatçının kontrolünde yarattığı, resim. Gökşen Buğra

TARİH

2012-04-17 / 2012-05-17

SANATÇININ DİĞER SERGİLERİ
SERGİ KATALOĞU



SERGİ KAPAĞI
_DSC9203 _DSC9167_DSC9179_DSC9217_DSC9219_DSC9225_DSC9229_DSC9240